Geçen hafta fevkalade mahcup olduğum bir hale düştüm. Bütün yolcuların yerlerini aldığı bir uçak benim yüzümden 15 dakika gecikti. Kabine girdiğimde herkes bana bakıyordu. Yolcular herhangi bir şifahi beyanda da bulunmadılar. Daha da utandım. Keşke bulunsalardı, kendimi biraz daha iyi hissedebilirdim… Nasıl oldu anlatayım. Havaalanına gitmek üzere 15.30’da yola çıktım. Şofödün acarlığı sayesinde 17.05’te Sabiha Gökçen’deydim. Görevli, “Uçamazsın” deyince, Ankara’daki mühim şahsiyetler gibi “dayımı” aradım. Dayım Salih Madra “Aaa hiç olur mu, orada dur, sakın bir yere kaybolma” komutunu verip, telefonu yüzüme kapattı… Sonrası malum, özel bir vasıtayla aprondaki uçağa bıraktılar. Dayım, “SM” uzun bir süre bakışlarını benden kaçırdı… Sadece önümde oturan “Terra Madre mafyası” Defne Koryürek “Gecikenin sen olduğunu tahmin etmiştim” dedi. Fakat sıcakkanlıdır, somurtmadı… Ayvalık’ta doğrudan Ümit-Cem Boyner’in evine gittik. Boyner çifti onuncu yılda hasat şenliğinin ayrılmaz bir parçası oldular.

SATIŞLAR NEW YORK’A UZANDI

Ertesi gün “Zeytinyağı Hayat Bağı” başlıklı bir toplantı yapıldı. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Ümmühan Tibet yönetti. Devlet ve özel sektörden konuşmacılar katıldı. En çarpıcı başlıklardan birisi Ayvalık Ticaret Odası’ndan Salih Madra’ya ait idi. “Zeytinliklerin kamu yararına diye kesilmesine izin vermeyeceğiz. Yürüttüğümüz kampanyada an itibarıyla 156 bin imza var.” Bu duruş, toplumumuzun tepki gösteren, Batılı bir sivil toplum haline dönüşmesinin nişanesi gibi. Ankara’daki hiçbir kimse 200 bin imzaya kulak tıkayamaz. Sektörel Panel’de ise İspanyol Birliği kaliteli zeytinyağı üretim sürecini ve yeni teknolojileri anlattı. Yeni sayılabilecek bir uygulamayı da Nars Müdürü Samir Bayraktar iletti. Gezer bir sistemle Anadolu’nun çeşitli yerlerinden seçtikleri tedarikçilerin zeytinliklerine giderek yerinde sıkıyor ve mahallinin ismi ile şişeliyorlarmış. Sonuç? New York’ta satmaya başlamışlar. Yine Bayraktar, Ayvalık’ta satın aldıkları fabrikayı küçük ve iddialı bir otele çevirmek üzere Koruma Kurulu’ndan müsaadeleri aldıklarını, artık Ayvalık Belediyesi’ni beklediklerini anlattı. Yakın dostum, Belediye Başkanı Rahmi Genç’in de benzer bir projesi var. Eski Kırlangıç Fabrikası kompleksini büyük ölçekli bir kentsel dönüşüm projesi ile günümüze kazandırmak istiyor. Mimari miras konusunda duyarsız ve sabırsız bir toplumuz. Sokaktaki insandan tepedeki şahsiyetlere kadar herkes atalarımızla övünmeye bayılır. İş mimari mirası korumaya gelince, öncelik ve tercihler tez elden şantiyeden yanadır. Ayvalık son on yıldır bu konuda giderek artan bir duyarlılık sergiliyor. Bu da sonuçları itibarıyla çok değerli bir örnek olacaktır…

METROPOLCÜKLER

Ayvalık özel bir yer. Sadece doğası ile değil, tarihi ve insanı ile de! Böylesine çarpıcı bir coğrafyanın küresel turizm dünyasının gündeminde yer almaması şaşırtıcı. Ama öte yandan da sevindirici! “Nasıl yani” diyeceksiniz. “Nasıl oluyor da, şu az keşfedilme mevzuuna hem üzülüyor, hem de bundan memnun oluyoruz?” Öyle ya. Tuhaf değil mi? Değil! Anlatalım; sadece aziz vatan coğrafyasında değil, küresel ölçekte, ne zaman bir yer keşfedilip de meraklıların akınına uğrasa, orada ip sap kopuyor. Mahalli renkler, otantik unsurlar, orayı cazip kılan el değmemişlik elden kayıp gidiyor. Geleneksel doku yok oluyor. O mahalleye mahsus insani ilişkiler zedeleniyor. Büyük şehrin hoyratlığı baskınlaşıyor. Misafirperverlik, “Tanrı misafiri” gibi kavramlar soyut birer nostalji faslına dönüşüveriyor. İşte benim Ayvalık’ın küresel kitle turizmi endüstrisinin gözdelerinden biri haline gelmeyişine sevincim bu yüzdendir. Henüz! Çünkü aziz vatandaşlarımız “yeni menziller” bulup tez elden tüketmeye mütemayil ve idmanlıdır. Alın size Bodrum! Alın size Marmaris! Alın misafirlerini ağırladı.

size Çeşme! Bunların sevimli balıkçı köyü ölçeğinde duruşları daha dündü… Altyapısız “metropolcük” garabetine dönüşmeleri kaç yılda oldu dersiniz? Tanrı Ayvalık’ı korusun!

İLK ZEYTİNYAĞI COĞRAFİ İŞARETİ

Ayvalık, hadi size itiraf edeyim, uğraşıp didinip kendi çapımda faydam olan, hizmet ettiğim bir yerdir. Artık coğrafi işaret sembolü olan Ayvalık Zeytinyağı’nın, bu standarttan nemalanması için biz de çok uğraşmış idik. Açıkçası bu mesaiyi şu ya da bu dostumuzun hatırı için de vermiş değiliz. Ayvalık Zeytinyağı’nın bu etiketi hak ettiğine zaten emindik. Öte yandan, coğrafi işaret uygulamasının da hem bölge zeytinyağı üreticilerine, hem de ulusal ölçekteki tüketiciye önemli faydalar sağlayacağına inanmıştık. Başta eski Ticaret Odası Başkanı ve taze Belediye Başkanı Rahmi Genç olmak üzere, Ayvalıklı sektör öylesine kenetlendi ki ne desek az. Nazar değmesin bu sene on yıl oldu. Düzenledikleri Zeytin Hasadı Şenliği artık gelenekselleşti. Bizi de bir nevi fahri hemşeri olarak davet ediyorlar. Dedim ya, dayım sayesinde orada idik. Çok hoş bir sürprizle karşılaştık. Galiba dördüncü yıl oluyor, hasadın başlangıcı törenleri için Ayvalık’ın bir köyünün meydanını seçmişler. Murateli Köyü. Caminin altında uzanan, uzunlamasına meydan çok güzel. Arkasını caminin istinat duvarına yaslıyor. Ön tarafında ise muhtarlık ve bir iki yapı var. Sonra aşağıdaki vadi ve karşı yamaçlar. Her yer zeytin ağacı. Bir miktar da fıstık çamı var. İnsanlar, eminim eski Yunan’da veya eski Roma’da ya da belki Osmanlı’da bu hasat nasıl kutlanıyor idi ise, aynı coşku ve zenginlikle yiyip, içip ve eğlendiler. Meydandakilere keşkek ikram edildi. Arkasını cami bahçesinin istinat duvarına yaslamış 50-60 küçük çocuk, “Dudamel’in El Sistema Korosu” gibiydi. Köy okullarının öğrencilerinden mürekkep “Zeytin Çekirdekleri Korosu”nun performansı nefes kesiciydi. Çocuklarımızın herkes yemek yerken “Biz de yemek istiyoruz isyanı” ise hepimizin bu ülkenin geleceğine olan ümidimizi artırdı. Hemen yanımdaki masada 70 yaşlarında bir çift oturuyordu. Birbirlerine şarkılar söylediler. Birbirlerinin elini tutup, gözbebeklerinin içine bakarak! Hipnotizma olmuş gibi onları seyrettim. “Böyle bir şey hâlâ var mı” diye… O kadar güzel, o kadar kendisi gibi, o kadar içtendiler ki…

Ali Esad Göksel

Kaynak: HaberTurk